İslami Hazine
6 hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ وَاقِدٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ حَلْبَسٍ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، قَالَ لَمَّا عَزَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عُمَيْرَ بْنَ سَعِيدٍ عَنْ حِمْصَ، وَلَّى مُعَاوِيَةَ فَقَالَ النَّاسُ عَزَلَ عُمَيْرًا وَوَلَّى مُعَاوِيَةَ . فَقَالَ عُمَيْرٌ لاَ تَذْكُرُوا مُعَاوِيَةَ إِلاَّ بِخَيْرٍ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اللَّهُمَّ اهْدِ بِهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ , وَعَمْرُو بْنُ وَاقِدٍ يُضَعَّفُ .
Ebû İdris el Havlânî (r.a.)’den rivâyete göre, dedi ki: Ömer b. Hattâb, Humus valiliğinden Umeyr b. Sa’d’ı azledip yerine Muaviye’yi getirince halk Umeyr’i azledip Muaviye’yi vali yaptı dediler. Bunun üzerine Umeyr; Muaviye’yi hayırla anın dedi. Çünkü Nebi (s.a.v)’den onu hidayet vasıtası kıl diye duâ ettiğini işittim. Tirmizî rivâyet etmiştir
أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ، قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ فَقَالَ " أُبَايِعُكُمْ عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا وَلاَ تَسْرِقُوا وَلاَ تَزْنُوا وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُمْ وَلاَ تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ وَلاَ تَعْصُونِي فِي مَعْرُوفٍ فَمَنْ وَفَّى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ فِيهِ فَهُوَ طَهُورُهُ وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فَذَاكَ إِلَى اللَّهِ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ " .
Bu hadis için henüz çeviri mevcut değil.
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّ رَجُلاً، مِمَّنْ أَدْرَكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَبِسَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ نَحْوَهُ . قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَحَدِيثُ يُونُسَ أَوْلَى بِالصَّوَابِ مِنْ حَدِيثِ النُّعْمَانِ .
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدٍ الْقُرَشِيُّ الدِّمَشْقِيُّ أَبُو عَبْدِ الْمَلِكِ، قِرَاءَةً قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَائِذٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى عَلَى رَجُلٍ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ نَحْوَهُ .
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ يُونُسَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ سَأَلَهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَقْرَأُ وَالإِمَامُ يَقْرَأُ قَالَ سَأَلَ رَجُلٌ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَفِي كُلِّ صَلاَةٍ قِرَاءَةٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " نَعَمْ " . فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ وَجَبَ هَذَا .
Ebu'd-Derda (r.a.)'den rivayet (edildiğine göre bir adam ona (namazda okumanın hükmünü) sorarak : 'İmam okuduğu halde ben (de) okuyacağım (mı)?' demiş. Ebü'd Derda demiştir ki: 'Bir adam, her namazda okumak var mı?' diye Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e (soru) sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de; «Evet! (Her namazda okumak vardır.)» buyurdu. Bunun üzerine kavimden bir zat: '’Bu, vacib oldu." dedi." AÇIKLAMA : Zevaid yazarı: İsnacldaki Muaviye bin Yahya es-Sadafi zayıf olduğundan isnad zayıftır, demiştir. Fakat Nesai, başka bir senedie rivayet etmiştir. Oradaki metin şöyledir: Kesir bin Mürre el-Hadrami'den rivayet edildiğine göre, kendisi Ebu'd-Derda (r.a.)'den şunu işittim, demiştir: "Resulullah (s.a.v.)'e: Her namazda kıraat var mı? diye soruldu, Resulullah (s.a.v.): ''Evet!'' buyurdu. (Bunun üzerine) Ensar'dan bir adam: Bu kıraat vacib oldu dedi.. Ebu'd-Derda (r.a.) bunu söyledikten sonra bana döndü. Ben cemaat içinde ona en yakın bir yerde oturmuştum. Şöyle dedi: ''İmam cemaata namaz kıldırdığı zaman onun kıraatı bence hepsi için yeterdir. Ben böyle bilirim.'' Nesai'nin rivayetinden anlaşıldığına göre imarn'ın arkasında namaz kılındığı zaman Ebu'd-Derda (r.a.)'e göre imam'ın kıraatı cemaat için de kafidir. Bu takdire göre Nebi (s.a.v.)'e sorulan soru, imam'ın arkasında kılınan namaza ait değildir, cevabta soruya uygun yorumlanır. Yani imam ve münferid kıraat etmek zorundadır. İmam'ın arkasındaki cemaat için bu zorunluluk yoktur. Müellifin rivayetine göre soru sahibi imam'ın arkasında iken kıraat edip etmeyeceğini Ebu'd-Derda (r.a.)'e sormuş o da Nebi (s.a.v.)'e ''Her namazda kıraat var mı? diye sorulan soruya: Nebi (s.a.v.): ''Evetl'' buyurmuştur. Orada bulunan bir zat da: ''Kıraat vacib oldu.'' demiştir. Bu rivayete göre Ebu'd-Derda (r.a.) imam'a uyan kişinin kıraat etmesinin gerekliliğine hükmetmiş olur. Müellifin isnadının zayıflığını yukarda naklettik. Sindi: ''Bu vacib oldu.'' cümlesinin manası: ''Her namazda kıraat'ın varlığına ait hüküm sabit oldu." demektir, der
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي حَازِمِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلْتُ مَسْجِدَ دِمَشْقَ فَإِذَا فَتًى شَابٌّ بَرَّاقُ الثَّنَايَا وَإِذَا النَّاسُ مَعَهُ إِذَا اخْتَلَفُوا فِي شَىْءٍ أَسْنَدُوا إِلَيْهِ وَصَدَرُوا عَنْ قَوْلِهِ فَسَأَلْتُ عَنْهُ فَقِيلَ هَذَا مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ . فَلَمَّا كَانَ الْغَدُ هَجَّرْتُ فَوَجَدْتُهُ قَدْ سَبَقَنِي بِالتَّهْجِيرِ وَوَجَدْتُهُ يُصَلِّي - قَالَ - فَانْتَظَرْتُهُ حَتَّى قَضَى صَلاَتَهُ ثُمَّ جِئْتُهُ مِنْ قِبَلِ وَجْهِهِ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ قُلْتُ وَاللَّهِ إِنِّي لأُحِبُّكَ لِلَّهِ . فَقَالَ آللَّهِ فَقُلْتُ آللَّهِ . فَقَالَ آللَّهِ فَقُلْتُ آللَّهِ . فَقَالَ آللَّهِ فَقُلْتُ آللَّهِ . قَالَ فَأَخَذَ بِحُبْوَةِ رِدَائِي فَجَبَذَنِي إِلَيْهِ وَقَالَ أَبْشِرْ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَجَبَتْ مَحَبَّتِي لِلْمُتَحَابِّينَ فِيَّ وَالْمُتَجَالِسِينَ فِيَّ وَالْمُتَزَاوِرِينَ فِيَّ وَالْمُتَبَاذِلِينَ فِيَّ " .
Ebu îdris el-Havlanî'den; Dımaşk camime (Şam Ümeyye camiine) girdim, bir de baktım ki dişleri parlak, güzel yüzlü bir genç ve etrafında insanlar toplanmış, bir şey hakkında ihtilaf edince ona müracaat ediyorlar ve onun sözünü kabul ediyorlardı. Onun kim olduğunu sorduğumda: «—Bu, Muaz b. Cebel» dediler. Ertesi gün erkenden gittim. Onu bulduğumda benden daha erken gelmiş namaz kılıyordu. Namazını bitirinceye kadar onu bekledim. Sonra huzuruna gittim, selam verdim ve dedim ki: «—Vallahi ben seni Allah rızası için seviyorum.» «— Vallahi mi?» dedi. «—Vallahi!» dedim. Tekrar: «—Vallahi mi?» dedi. «— Vallahi!» dedim Yine: «—Vallahi mi?» dedi. «—Vallahi!» dedim. Bunun üzerine abamdan tuttu, beni yanına çekti ve dedi ki: «— Sana müjdeler olsun: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in «Allah Teala buyuruyor ki: benim rızam için birbirini seven, benim rızam için bir arada oturan, benim rızam için birbirini ziyaret eden ve kendilerini benim rızama adayan kimselere benim muhabbetim vaciptir.» buyurduğunu duydum